'yaşamak istemem'


sahi benden bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardılar?

yaşamak istemem ki artık aralarında .

ben şahsen bizzat kendim


sıkıntılı havalardan nefret ediyorum. ıkınıp ıkınıp doğuramıyor sanki. biraz istikrarlı olsun kardeşim, ya adam gibi güneş aç ya da geberircesine yağ. hey allahım..uzun zamandır cümle de kuramıyorum zaten, bir şey karalayacak oluyorum, cümlenin ya başını getiremiyorum ya sonunu..böyle anlamsız bir tıkanıklık, bi kasvet, bi abudiklik, bi gubudiklik..haftasonu için tekirdağ yolcusu olabilirim. özledim tozumu toprağımı, kuzenlerimi, kafa neyim dinlemeyi.. bugün de 28 ekim.. yarın da 29.. her 29 ekim'de ada yolllarına düşerdik biz, bu 29 ekim de yorganımın altından çıkmayarak, sadece hönkürmeyi planlıyorum nasıl fikir? üstelik annem ve güzide arkadaşları tarafından ada'ya davet edildim 29 ekim için..şimdi ben buna kaderin cilvesi mi desem, basit bir rastlantı mı desem, ne desem bilemedim. sanırım bu davet, 'daha çekeceğin var cicim, hesabın henüz kapanmadı' anlamına gelmekte.. bir yanım feci halde ada yollarına düşüp, hatıralara sarılıp, hönküre pöyküre ağlamak istiyor, diğer yanım ağzımın üstüne bir tane şaplak atıyor.. gitmeyeceğim tabi, zira akıl sağlığımı henüz kaybetmiş değilim.hali hazırda işsiz ve vasıfsız bir elemanım aynı zamanda. ihtiyaçlarımı karşılamak için evdekilerden para istemek durumunda olmak çok can sıkıcı. nedendir bilmiyorum ama öğrencilik hayatı sona erdiği vakit, bu durum fazlasıyla ağır geliyor insana.. misal; pudram bitti, bunun için annemden para istemek biraz yüzsüzlük gibi sanki.. bir de saçlarımı boyadım, böyle amaçsız, şuursuz bi renk oldu.. yani bir renk olacak olsam, asla olmayacağım bi renk.insan siyah olur, sarı olur, kahverengi olur ancak bu üçünün arası bir renk olmak istemez tabi..herneyse, hayatım çay içip, televizyon seyrederek geçiyor, ve feci halde acıyorum kendime.bir de insanların mutlu aşk hikayelerini falan dinleyip de bıyık altından gülüyorum onlara, bu da çok gereksiz tırt bi durum, sevgilim blog. böyle gereksiz bir insan oluverdim, sevgililerinden ağzı açık ayran delisi gibi söz eden kız arkadaşlarıma acıyorum nedense, yaptıkları fedakarlıklar, ettikleri kavgalar çok komik geliyor nedense. sanıyorum ki herkesin hikayesinin sonu benimkiyle bir. iyice sıyırdım. insanlara olan güvenim sıfırlandı. zaten güvensiz, nevrotik bi tiptim,şah iken şahpaz oluverdim.. tüm bunlara rağmen, kimsenin ayrılık haberini duymak istemiyorum ama, aptalca bir dürtüyle herkesin mutlu olmasını istiyorum nedense.. 'herkes sevgilisinden ayrılsın' 'Tüm sevgililer gebersin' evremi çabuk atlattım, ayrılık hikayeleri burun direğimi sızlatıyor artık. sanırım ayrılığın ne demek olduğunu öğrenmek, böyle bir şey olsa gerek..herhangi bir yazıya başladığımda, yazının ortalarına doğru 'aşk acısı çeken embesil kız' moduna bağlanma durumuma da sinir oluyorum ayrıca. hayatta anlatacak başka şeylerde olmalı dimi ama? ama bugün mağlum 28 ekim, yarın da 29.. beni mazur gör blogcuğum. söz veriyorum sana 'güneşli günler' de göstereceğim. aha buraya yazıyorum, gün gelir de bu sözümü yersem, üşenmez gelir,alın çatımdan çat diye vurursun beni.
hoş ve beş.

...


bilindik bir adımı ardından takip etmek ne demek bilemezsin yarim blog.
canına kattığın bir canı,canına katıldığın bir canı yok sayıp farklı bir yola girmek, ne demek bilemezsin. iki gün oldu,düşünüyorum. bir sebep arıyorum.
bir sebebi olmalı,allah'ın bu ettiğinin. bu iş için allah'ın bir bildiği olmalı.
önümden yürüdü,adımlarını tanıdım, adım yönlerimizi birleştiremedim ama.
kesip de yere attığı parçalar, müsade vermedi buna.
çok bilindik,çok tanıdık,çok sindirilmiş bir yön vardı oysa.
zihnimin daha önce hiç uğramadığım o garip odasından birileri daha salona doğru geçti , kalbimin daha önce hiç görmediğim o sessiz odasında açığa çıkmak için fırsat kollayan başka sızılar da varmış meğer. hayırlısı..

arkadaş arıyorum , arkadaş arıyorum!


evde oturmak çok sıkıcıymış meğer. 'ev hanımı' sıfatını muhattap bir şey sanan topluluğun, akıl hastası olduğuna karar verdim nacizane.. evde oturmam, ev için ne kadar sıkıcı bir şeymiş meğer. evin adına üzülüyorum valla, şahsen ben ev olsam benim gibi birini bünyemde barındırmazdım.. nasıl bir işkence bu bilmiyorum..her sabah anlamsız bir saatte uyan, kalk tek başına kahvaltı et, evi temizle,düzenle ,sonra koca gün kös kös otur. sanırım bir kabusun içerisine alık bir balık olarak, balıklama dalmış bulunuyorum. abuk sabuk sitelerde abuk sabuk insanlarla konuşuyorum, sonra ufak bir 'tık'lamayla hayatımdan çıkartıyorum onları.oh mis.. üstelik para da kazanmam gerek, acil bir iş bulmazsam eğer kendimi bizim mahallenin o kocaman arka bahçesinde sallandıracağım demedi demeyin. arkadaşlarımdan da uzaktayım üstelik, bazısı okul için şehir dışına çıktı, bazısının kafasını kaşıyacak vakti yok. evet benim kafamı zilyon tane şekile sokabilmek için sınırsız vaktim var iken, kimisinin kafasını kaşımaya vakti yok.bu da bir şey tabi. neyse kardeşim şehir dışında, onu da feci özledim.burnumda tütüyor köpeoğlu.. hayat bok gibi, bildiğin bok. leş gibi,pis.

şimdilik odamda fuat saka eşlik etmekte bana 7/24, valla gül gibi de geçinip gidiyoruz.


'şimdi ne yapar' diyor, hönküre hönküre ağlıyorum, 'ula ula ula ula' diye başlıyor söze, çıldırmış gibi tepiniyorum. velhasıl ; acımı da çekip kahroluyorum,sefamı da sürüp mest oluyorum.

gönül yaram henüz kapanmış değil ama, sızım sızım sızlıyor sol yanım..yok yani belirteyim de hemen havalara girme ..benim sadık yarim ,sürmeli palazım, kalp yangınım ,bloğum..
hadi hoş-beş,çav,kib,mucks,ciks.miks..
tozları alıp geliyorum!

'şimdi ne yapar'


içkimizi hatırladı
yanyana aynı masada..
şimdi ne yapar kim bilir
hangi yerlerde dolaşır'

fuat saka, seviyorum seni, ne çok ne çok..

ben şahsen bizzat kendim


hayatta kardeşlik duygusundan daha üstün bir duygu var mıdır acep?
varsa var,benim tattığım daha büyük daha ağır bir duygu yok.kardeşim üniversite kazandı,kilometrelerce uzakta 5 yıl geçirecek.evdekiler onun evden,ailesinden uzakta bocalayıp,takılıp düşüceğinden korkup da kederleniyor.bense 5 yıl onu her zamankinden daha az göreceğim için gizli gizli ağlıyorum.5 yıl okur,sonra gelir askere gider,sonra evlenir gider..kardeşime çizdiğim hayat bu.benden ve kardeşliğimizden ayrı geçireceğini düşündüğüm hayatının yol haritası bu..ay sonu kalacağı yurda ben götürüp bırakacakmışım onu,annem ve babam çalıştığından ötürü dolayısıyla bana verildi bu görev.evet götürür odasını yerleştirir,eşyalarını dolabına dizer,aklar paklarım etrafı ama onu orada bırakabilir miyim bilmiyorum.aptal bir melankoliye bağlamış durumdayım.çok komik belki ama kolum kanadım kırıldı sanki..başka bir şey düşünemiyorum artık.ne yapar,ne eder,alışır mı,nasıl insanlarla karşılaşır?kardeşimi değil de sanki oğlumu götürüp bırakacağım..üzüldüğümü,kederlendiğimi söylediğim de arkadaşlarım dalga geçiyor benimle. 'nereye gidiyor sanki,ne nankörsün,sevin..' yok anam sevinmiyordum ben zaten..sadece zor geliyor evde kavga edecek birinin olmaması uzun bir dönem:)tuzsuz çorba mı içilir?kardeşten gizlemeye gizlemeye dondurma mı yenir?sanki yapayanlız kalacakmışım gibi geliyor bu şehirde,düşünsene blogcuğum benden bir tane daha var şu hayatta ve o da başka şehirde.. puff..onun için yapamayacağım hiçbir şey yok.onun için her türlü iyiliği de her türlü kötülüğü de yapabilirim sanırım.umarım hayatı boyunca karşılacağı tüm zorluklarla ben karşılaşırım onun yerine,gözlerindeki o temiz ışık tek saniye bile sönmemeli..aynı ana-babadan olmamızın dışında,onun tertemiz kalbinin özünü görmemdir sebep bunları düşünmeme.hayatı boyunca bana ihtiyacı olur mu bilmem ancak sanırım benim hayatım boyumca ona ihtiyacım olacak.hayatım onun hayatının pürü pak geçmesi için dua etmekle geçecek.yolun açık olsun koca kafalı kardeşim,sen bilmezsin amma velakin sen sıkıntıya düştüğünde dara düşecek,sen eline ateş alıp parmağını yaktığında tüm bedeni kor gibi yanacak bir fani var şu dünyada..


daha fazla saçmalamayarak özünde duygusal olan ancak,bi türlü yüzüne yansıtamadığım yazıma son verip,gidip kendime güzel bir çay demliyorum.
beni unutma blogcuğum.

lililili

hoşgeldin ramazan.
-hoşbulduk canım.